Ali Koçbabalılar Derneği

Hacı Bektaş Veli’nin Makâlât Adlı Eserinin Tahlili

Şerife KOÇ | 30.04.2026 | 49 Görüntülenme

HACI BEKTAŞ VELİ’NİN MAKÂLÂT ESERİNİN TAHLİLİ

 

ÖZET 

 

Tanıtımı gerçekleştirilecek eser, Alevi Bektaşi Klasikleri serisi kapsamında yayımlanan, Hünkâr Hacı Bektaş Veli’ye ait Makâlât adlı eserdir. Hacı Bektaş Veli’nin bu kıymetli eseri, evlatlarından Veliyettin Ulusoy’un özel kütüphanesinde bulunan ve Hünkârın dergâhında okunduğu kabul edilen değerli bir nüshaya dayanmaktadır. Bu bakımdan eserin özel bir öneme sahip olduğu vurgulanmaktadır.

Prof. Dr. Ali Yılmaz, Prof. Dr. Mehmet Akkuş ve Dr. Ali Öztürk tarafından, alanında uzman bilim insanlarının katkılarıyla hazırlanan bu tasavvuf temalı eser, 137 sayfadan oluşmaktadır. Eser, 2007 yılı Şubat ayında Ankara’da hazırlanarak bilim dünyasına sunulmuştur.

Hacı Bektaş Veli, Anadolu’yu ayet ve hadisleri merkeze alan; ehl-i beyt muhabbeti, sevgi, hoşgörü, şefkat, merhamet ve hizmet gibi yüce değerlerle tanıştırmış; ayrıca kâmil insan yetiştirme anlayışıyla derin bir etki bırakmıştır. Anadolu’nun manevi irşadındaki rolü oldukça büyüktür.

 

 

 Anahtar Kelimeler: Hacı Bektâş Velî, Makâlât, Alevi Bektaşi

 

ABSTRACT 

 

he work to be introduced is Makâlât, attributed to Hünkâr Hacı Bektaş Veli and published as part of the Alevi-Bektashi Classics series. This valuable text is based on a distinguished manuscript preserved in the private library of Veliyettin Ulusoy, one of his descendants, and is accepted as a copy that was read in the lodge of Hünkâr. For this reason, the work is considered to possess particular significance.

This Sufi-themed work, consisting of 137 pages, was prepared by Prof. Dr. Ali Yılmaz, Prof. Dr. Mehmet Akkuş, and Dr. Ali Öztürk with contributions from scholars specialized in the field. It was completed in Ankara in February 2007 and presented to the academic world.

Hacı Bektaş Veli introduced Anatolia to a value system centered on Qur’anic verses and hadiths, enriched with love for the Ahl al-Bayt and virtues such as love, tolerance, compassion, mercy, and service. Moreover, he exerted a profound influence through his understanding of cultivating the “perfect human” (al-insān al-kāmil). His role in the spiritual guidance of Anatolia is of great importance.

 

 

Keywords; Haci Bektash Veli, Makâlât, Alevi Bektashi

 

 

 

 

 

 

 

 

GİRİŞ 

Anadolu’nun Türk yurdu olması için Orta Asya’dan akın ederek gelen Türklere rehberlik eden, halkın yerleşmesini ve manevi irşadını sağladığına inanılan Hak dostlarına Horasan erenleri denir. Horasan alperenlerinin piri olarak kabul edilen Hoca Ahmet Yesevî, Türk kimliğini İslam kültürüyle harmanlayarak özgün bir düşünce sisteminin öncüsü olmuştur. Düşüncelerini geniş kitlelerin anlayabileceği Türkçe şiirlerle ifade eden Ahmet Yesevî, yetiştirdiği binlerce talebesiyle başta Anadolu olmak üzere çok geniş bir coğrafyada ocaklar uyandırmıştır. “Doksan dokuz bin Türkistan pirinin ulusu” olarak anılan Hoca Ahmet Yesevî ocağında günün çerağını tutuşturan ve Anadolu’ya gelen Horasan erenlerinden biri de gönül eri Hacı Bektaş Veli’dir. Hacı Bektaş Veli, gönül eri olmasının yanı sıra Ahmet Yesevî gibi büyük bir mutasavvıfın manevi ocağında İslam’ın hayat düsturlarını özümsemiş ve bu ocaktan aldığı marifet nurunu çevresine yayan ulu bir erendir.

Hacı Bektaş Veli’yi doğru anlayabilmek için onun yaşadığı yüzyılın genel özelliklerine kısaca değinmek yararlı olacaktır. XIII. yüzyıldan itibaren Türkler akın akın batıya yönelmiş ve bu yönelişin öncüleri dönemin alperenleri olmuştur. Eski Türklerde “alp” kavramı kahraman, bahadır ve yiğit anlamına gelmektedir. İslamiyet’in kabulüyle birlikte bu kavram, “ermiş” ve “iyi yetişmiş” anlamlarını taşıyan “erenlik” ile birleşerek yeni bir anlam kazanmıştır. Bu özellikleriyle alperenler, hem temsil ettikleri toplumun lideri hem de inanç önderi olmuşlardır. Madde ve manada cenk ve cesaretin yanı sıra sevgi ve merhametle insanlığa hizmeti esas alan alperenler, bu yönleriyle destanlaşmışlardır.

Moğol istilası sırasında XIII. yüzyılda Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş Veli, büyük karmaşa ve korku içinde yaşayan insanlara umut aşılamış; zor şartlar altında Anadolu’ya tutunma mücadelesi veren Türkmen boylarını bir amaç etrafında birleştirmiştir. Sosyal, siyasi, askerî, iktisadî ve kültürel problemlerin yaşandığı bir dönemde adeta bir aydınlanma hareketi başlatarak bir güneş gibi parlamıştır. Bu sebeple Anadolu erenlerinin serçeşmesi, piri ve hünkârı olarak kabul edilen Hacı Bektaş Veli’nin, rivayete göre Anadolu’ya barış ve hoşgörünün sembolü olarak güvercin donunda geldiği ve Lokman Perende’nin attığı yanan dal parçasını takip ettiği anlatılmaktadır.

Hacı Bektaş Veli’nin taliplerinin büyük bir kısmı, ahi ve alperen kimliğiyle Türkmen kitleleriyle birlikte Anadolu’nun batısına yayılmıştır. İlk Osmanlı fetihlerine katılarak Rumeli ve Balkanlar’da yeni yerleşim merkezleri edinmiş ve bu bölgelerin Türkleşmesine katkı sağlamışlardır. Bektaşi tarikatının Adalar, Rumeli ve Arnavutluk gibi bölgelerde güçlü olmasının sebeplerinden biri de budur. Bu bağlamda Hacı Bektaş Veli, Osmanlı İmparatorluğu’nun manevi temellerini atan önemli şahsiyetlerden biri olarak kabul edilmektedir. Aydınlara ve sanatkârlara ilham kaynağı olurken, gazilere ve serdar yiğitlere rehberlik etmiş; topluma şevk ve heyecan kazandırmıştır. Aynı zamanda doğrudan halka yönelerek halk irfanına hizmet etmiş ve asırlar boyunca milyonların gönlünde yer edinmiştir.

Hacı Bektaş Veli, Anadolu’yu ehl-i beyt muhabbetiyle; sevgi, hoşgörü, şefkat, merhamet ve hizmet gibi insani değerlerle ve kâmil insan idealiyle tanıştırmıştır. İnsana verdiği yüce değer ve hoşgörü temelli yaklaşımı, yalnızca Türkler arasında değil Müslüman olmayan topluluklar üzerinde de etkili olmuştur. Ona göre insanı sevmek, Yaratan’ı sevmekle eşdeğerdir. Gönül kırmayı iki cihanda bedbahtlıkla eş tutan Hünkâr Hacı Bektaş Veli, hoşgörü iklimini Anadolu’ya yayarak derin bir gönül dünyası inşa etmiştir. İnsanların birbirinin kanını akıttığı bir dönemde ortaya koyduğu bu düşünce sistemi, uzlaşma ve barış ortamının oluşmasına katkı sağlamıştır. Günümüzde de sevenlerinin ve takipçilerinin sayısı oldukça fazladır.

Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevî ocağından aldığı marifet nurunu etrafına yayan Hacı Bektaş Veli’nin eserleri incelendiğinde, inançlar arasında ayrım yapmaksızın tüm insanlığı kucaklayan; Kur’an ve Hz. Muhammed kaynaklı bir insan sevgisini esas alan bir yaklaşım sergilediği görülmektedir. Bu manevi anlayışın en önemli merkezlerinden biri de onun dergâhı olmuştur. Alevî-Bektaşi tasavvufunda ilkesel olarak benimsenen ahlaki kuralların temel amacı, insan-ı kâmil yetiştirmektir.

Çalışmada, anılan nüshanın orijinal metninin tıpkıbasımı, metnin okunuşu ve sadeleştirilmiş hâlinin esas alındığı belirtilmiştir. Müellif, Bektaşilik tarikatının piri olan Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin en önemli ve en hacimli eseri olarak Makâlât’ı ele almaktadır. Eserin aslı Arapça olarak kaleme alınmıştır (Coşan, 1996: 21). Velâyetnâme’de ise Said Emre’nin Makâlât’ı Türkçeye çevirdiği ifade edilmektedir (Gölpınarlı, 1958: 22). Zengin bir nüsha geleneğine sahip olan eserin hem manzum hem de mensur türlerinin bulunduğu belirtilmiştir (Coşan, 1996: 21). Eserde çeşitli dinî ve tasavvufî meseleler açık ve didaktik bir üslupla ele alınmış, akıcı bir anlatım tercih edilmiştir.

Hacı Bektaş Veli’nin tarihî ve menkıbevî hayatı, vefatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş; ayrıca eserin Hünkâr Hacı Bektaş Veli’ye aidiyeti üzerinde durulmuştur. Bunun yanında eserin nüshaları, bu nüshaların genel özellikleri ve muhtevası da ayrıntılı biçimde incelenmiştir.

 

 

HACI BEKTAŞ VELİ

      Hünkâr Hacı Bektaş Veli, kültür tarihimizin büyük mütefekkir ve mürşitlerinden biri olup, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasında önemli rol oynayan manevi bir önder olarak kabul edilmektedir. Gelibolulu Mustafa Âlî, onun asıl adının Muhammed olduğunu bildirmiştir (bkz. Künhü’l-Ahbâr, İstanbul 1285, V, 52; Makâlât, s. 13). Ancak “Bektaş” adıyla şöhret bulduğu ifade edilmektedir. Menkıbelere göre hacca gittiği de belirtilmektedir (bkz. Abdülbaki Gölpınarlı, Menâkıb-ı Hacı Bektaş-ı Velî, Makâlât, s. 13). Tasavvuf büyüğü olması sebebiyle kendisine “Veli” denilmiştir. Soyunun Hz. Ali’ye dayandığı kabul edilmektedir (bkz. el-Vâsıtî, Tiryâku’l-Muhibbîn, 1305, s. 47; Makâlât, s. 13).

Hacı Bektaş Veli’nin doğum tarihine dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Gelibolulu Mustafa Âlî, onu Orhan Gazi devrine (V, 52; Makâlât, s. 13); Taşköprüzâde ise I. Murad devri âlimleri arasında zikretmiştir (bkz. eş-Şakāʾiku’n-Nuʿmâniyye, Beyrut 1390/1975, s. 16; Makâlât, s. 13). Eflâkî Dede tarafından, 755/1354 yıllarında yaşamış olan Mevlânâ ile aynı dönemde yaşadığı ve bazı hususları anlatmak üzere Hacı Bektaş Veli’nin ona dervişlerini gönderdiği rivayet edilmektedir (bkz. Âriflerin Menkıbeleri, I, 411, 413, 539, 540; Makâlât, s. 14). Makâlât’ın yazılış tarihi dikkate alındığında XIII. yüzyılda yaşamış olabileceği ifade edilmektedir.

M. Esad Coşan, bir Mevlevî tekkesine ait vakfiyede yer alan “…fî nâhiyeti’l-Hacc Bektaş kuddise sırruhû…” ve “ve’t-tahrîru fî evâil şehri Muharremi’l-harâm min şuhûri seneti sebʿin ve tisʿîne ve sittimie…” ifadelerine dayanarak, bunun 697/1297 yılı Muharrem ayının ilk günlerine tekabül ettiğini belirtmiştir. Vakfiyede Hacı Bektaş Veli için “kuddise sırruhû” ibaresinin kullanılması, bu tarihten önce vefat etmiş olabileceğine işaret etmektedir (bkz. M. Esad Coşan, Hacı Bektaş Veli Makâlât, İstanbul 1986, s. XXIV-XXV).

Hacıbektaş ilçesi Halk Kütüphanesi’nde bulunan bir yazma eserde yer alan kayıtta ise “Hazine-i celîleden şeref-vürûd olan tomar-ı kebîrde muharrer olduğu üzere tarih-i velâdet-i şerifleri 606/1209 olup müddet-i ömürleri altmış üç olmakla 669/1270 senesi vefat-ı şerifleri muharrer olduğundan işbu mahalle tahrir olundu.” ifadesi yer almaktadır (bkz. “Bektaş”, Türk Ansiklopedisi, Ankara 1953, VI, 32). Bu kayda dayanarak doğum tarihinin 606/1209, vefat tarihinin ise 669/1270 olarak kabul edilmesinin uygun olacağı ifade edilmektedir. Hacı Bektaş Veli’nin yerleştiği Sulucakarahöyük’te vefat ettiği hususunda ise şüphe bulunmamaktadır.

“Menâkıb-ı Hacı Bektaş-ı Velî” adlı eserin yazma nüshasının Safer Aytekin ve Abdülbaki Gölpınarlı tarafından Latin harfleriyle neşredildiği belirtilmektedir. Menâkıbnâme’ye göre Hacı Bektaş Veli, Hz. Ali soyundandır. Altıncı İmam Musa Kâzım’ın torunlarından Horasan hükümdarı İbrahim Sânî es-Seyyid Muhammed’in oğlu olup, annesi Nişaburlu bir âlim olan Şeyh Ahmet’in kızı Hatem Hatun’dur. Nişabur’da doğmuş, burada Ahmet Yesevî’nin talebesi ve halifesi Lokman Perende’den ders alarak onun tarafından yetiştirilmiştir.

Hacı Bektaş Veli’nin Kutbettin Haydar, Hacım Sultan, Akçakoca, Sarı Saltuk, Karacaahmet, Tapduk Emre, Yunus Emre, Seyyit Mahmut Hayrânî, Osmancık, Alaaddin Keykubad, Ahi Evran ve Kırşehir Emiri Nureddin b. Caca ile görüştüğü rivayet edilmektedir. Eserde, Hacı Bektaş Veli’nin Yeniçeri Ocağı’nın pîri olarak kabul edildiği de ifade edilmektedir. Osmanlı topraklarında büyük şöhret kazanan Hacı Bektaş Veli’nin bu konumu, Kara Rüstem, Seyyid Ali Sultan, Gazi Evrenos ve Abdal Musa gibi Osmanlı fetihlerine katılan ve Yeniçeri teşkilatının oluşumunda rol oynayan şahsiyetlerin Ahilik, gazilik ve Hacı Bektaş Veli etrafında teşekkül eden tasavvuf geleneğiyle ilişkili olmalarıyla da desteklenmektedir (bkz. “Bektaş”, Türk Ansiklopedisi, VI, 33; M. Esad Coşan, a.g.e., s. XXIX).

Ebü’l-Ferec el-Vâsıtî’nin, Hacı Bektaş Veli için verdiği bir silsilede onu doğrudan Ahmet Yesevî’ye bağladığı da belirtilmektedir (bkz. Tiryâku’l-Muhibbîn, s. 47 vd.; Kasım Kufralı, Makâlât, s. 17).

 

ESERLERİ

Eserlerinden Makâlât, Kitabü’l Fevaid, fatiha suresi tefsiri, Hacı Bektâş Velî’nin nasihatları, Besmele Şerhi, şathiyyat, Hadîsi Erbaîn şerhi adlı eserlerinden bahsetmiştir.

MAKÂLÂT’IN HACI BEKTAŞ VELİ’YE AİTLİLİĞİ MESELESİ

      Hacı Bektaş Veli’nin fikirlerini anlamak bakımından en önemli eseri Makâlât’tır. Mevcut nüshalarda yer alan ifadeler, bu eserin Hacı Bektaş Veli’ye ait olduğunu güçlü biçimde göstermektedir. Nitekim metinde geçen “...o kutb-ı ma‘lûm Sultan Hacı Bektâşiyyü’l-Horasânî kaddesa’llâhu sırrahu’l-azîz...” ibaresi, eserin doğrudan ona nispet edildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bunun yanı sıra, eserin çok sayıda nüshasının bulunması ve bu nüshaların istinsahı sırasında tereddütsüz biçimde Hacı Bektaş Veli’ye atfedilmesi, Makâlât’ın ona ait olduğu görüşünü daha da güçlendirmektedir. Bu durum, eserin başka biri tarafından kaleme alınıp sonradan ona isnat edildiği yönündeki iddiaları zayıflatmakta; aksine, Hacı Bektaş Veli’ye aidiyetinin güçlü bir şekilde kabul edildiğini göstermektedir.

 

 

 

MAKALAT NÜSHALARI

Makâlât’ın Arapça aslının iki nüshası bulunmaktadır. Bunlardan ilki, M. Esad Coşan’ın özel kütüphanesinde yer alan nüshadır. Bu nüshanın 1113/1701 ile 1117/1705 tarihleri arasında değişen ferağ kayıtlarına sahip olduğu ve Yasin isimli bir müstensih tarafından istinsah edildiği anlaşılmaktadır. Nüshanın başında “Kitâbü’l-Makâmât” ismi kayıtlı olup, eserde dört kapı ve bu kapılara bağlı kırk makam ele alınmaktadır (bkz. M. Esad Coşan, a.g.e., s. XLIV, 112–121).

İkinci nüsha ise İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Denizli Bölümü 393/4 numarada kayıtlıdır. Ferağ kaydına göre bu nüsha, 913/1508 yılında Uzun Fakih b. Hasan tarafından yazılmıştır.

Mensur tercüme nüshalar ise şu şekildedir:

Manisa İl Halk Kütüphanesi 3636 numarada kayıtlı nüsha, Cafer b. Hasan tarafından 827/1424 tarihinde istinsah edilmiştir. Ankara Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi Eski Eserler Bölümü 355 numarada kayıtlı nüsha, Muhammed b. İshak tarafından yazılmış olup istinsah tarihi bilinmemektedir. İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Laleli Bölümü 1500 numarada kayıtlı nüsha, Safer 977/1569 tarihinde istinsah edilmiş, ancak müstensihi tespit edilememiştir.

İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Bölümü 2856 numarada kayıtlı nüsha, hareketli nesih yazı ile kaleme alınmış olup dil özelliklerini büyük ölçüde muhafaza etmektedir; müstensihi ve istinsah tarihi bilinmemektedir. Aynı kütüphanenin Uşşaki Bölümü 16 numarada kayıtlı nüsha da okunaklı nesih yazı ile yazılmış olup dil özelliklerinde kısmi değişmeler ve bazı atlamalar bulunmaktadır.

İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi TY 867 numarada kayıtlı nüshanın müstensihi bilinmemekte, XIII. yüzyılda yazıldığı tahmin edilmektedir. Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Bölümü 2569 numarada kayıtlı nüshada ise 1250/1854 tarihli bir kayıt bulunmakta olup bunun istinsah tarihi olması muhtemeldir. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi TY 6400 numarada kayıtlı nüshanın da müstensihi ve istinsah tarihi bilinmemektedir.

M. Esad Coşan, bu nüshaları karşılaştırarak edisyon kritikli bir metin ortaya koymuştur. Doçentlik tezi olarak hazırlanan bu çalışma daha sonra aynen neşredilmiştir. Hüseyin Özbay ise Coşan’ın bu metnini günümüz Türkçesine çevirerek yayımlamıştır (M. Esad Coşan, Hacı Bektaş Veli ve Makâlât, sadeleştiren: Hüseyin Özbay, 3. Baskı, Ankara 1996, s. 25). Daha sonra Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, M. Esad Coşan tarafından hazırlanan metin ile Hüseyin Özbay’ın çalışmasından yararlanarak yeni bir sadeleştirilmiş metni, metinlerle birlikte aynı sayfada olacak şekilde yeniden yayımlamıştır (Hacı Bektaş Veli Makâlât, Akçağ Yayınları, s. 163–273).

NÜSHANIN GENEL ÖZELLİKLERİ  :

     Cilt özellikleri: cönk biçiminde ciltlenmiş kahverengi deri cilt şirazesi sağlam olup sırtında kurt yenikleri bulunduğu belirtilmiştir.

Kâğıt: Aharlı kalın kâğıt, genel olarak kırmızı mürekkepte cetvelli aralarda bazı varaklar siyah mürekkeple cetvelli olduğu belirtilmiştir.

Yazı: nesi bazı risalelerde hareketlidir konu başlıkları ayet ve hadislerde kırmızı mürekkep kullanılmıştır yaprak (varak) sayısı: 209 (1b- 209 b) yaprak sonlarında takibiyye mevcut olmakla birlikte yaprak numarası olmadığı belirtilmiştir mecmuanın yaprak numaralandırılması yazım esnasında yapıldığı söylenmiştir. Ölçüleri: 190 mm x 118 mm( 160 mm X 85/95 mm)

Satır sayısı: 23 Müstensihi ve istinsah tarihi belli değildir.

MAKÂLÂT'IN MUHTEVASI:

       Alevî-Bektaşî klasikleri arasında yer alan Makâlât, Hacı Bektaş Veli’nin fikirlerini ve şahsiyetini anlamak bakımından en önemli eserlerden biridir. Eser, bütünüyle tasavvufî konuları ele almakta olup, özellikle tasavvufun temel kavramlarından biri olan Dört Kapı Kırk Makam anlayışını açıklamayı esas almaktadır. Didaktik bir üslubun hâkim olduğu Makâlât’ta, akıcı bir anlatım tercih edilmiş; konular sohbet havası içerisinde okuyucuya sunulmuştur. Eserde ilahî hakikatler, bu yolu takip edenlerin istifadesine sunulurken, müridlerin manevî irşadına rehberlik edecek bir çerçeve çizilmiştir.

Metinde ileri sürülen görüşler, ayet ve hadislerle temellendirilmiş; ayrıca anlatımın daha anlaşılır kılınması amacıyla çeşitli hikâyeler ve örneklerden yararlanılmıştır. Eser, bir mukaddime ile birlikte on bir bâbdan oluşmaktadır. Bu bölümlerde sırasıyla insan grupları ve ibadet anlayışları, şeytan ve kötü huylar, insanın manevî mertebeleri, tarikat, marifet ve hakikat makamları, gönlün mahiyeti, tevhid anlayışı ve Âdem’in yaratılışı gibi konular ele alınmaktadır.

Hacı Bektaş Veli, inananları dört ana gruba ayırmaktadır: şeriat ehli âbidler, tarikat ehli zâhidler, marifet ehli ârifler ve hakikat ehli muhibler (âşıklar). Bu sınıflandırma, tasavvufî yolculuğun aşamalarını sembolik unsurlarla açıklamaktadır.

    Şeriat ehli olan âbidlerin aslı rüzgâr olarak tasvir edilmiştir. Rüzgârın temiz ve güçlü oluşu, bu grubun temel nitelikleriyle ilişkilendirilir. Abidler şeriat topluluklarıdır. Hünkâr; helal-haram ve temiz-pis kavramlarının bilinmesi gerektiğini, Allah’ın Kur’an’da emrettiklerinin yerine getirilip yasakladıklarından kaçınılmasının zorunlu olduğunu vurgular. Bununla birlikte, şeriat bilgisine sahip olmanın tek başına yeterli olmadığını da ifade eder. Bu mertebede bulunanlarda zaman zaman kibir, kıskançlık, nefret ve cimrilik gibi olumsuz özelliklerin görülebileceği belirtilir.

      Tarikat ehli olan zâhidlerin aslı ateş olarak kabul edilir. Ateşin yakıcı niteliği, nefsin terbiye edilmesi gerekliliğini simgeler. Bu bağlamda kişi, nefsini disiplin altına alarak ahiret azabından kurtulabilir. Zâhidlerin sürekli zikir hâlinde olmaları ve ahirete yönelmeleri gerektiği belirtilirken, yaptıkları ibadetleri büyütmelerinin kibir doğurabileceği ve bu durumun manevî olgunlaşmayı engelleyebileceği ifade edilmektedir. Ayrıca korku ile ümit arasında bulunarak hem dünya hem de ahiret arzularını terk etmeleri gerektiği vurgulanır. Bununla birlikte, zâhidlerin kendi bilgileriyle yetinip bundan hoşnut oldukları, nereden gelip nereye gittiklerini tam anlamıyla idrak edemedikleri, kendilerine hidayet kapısının açılmadığı ve Allah’ı anmalarının daha çok kendi gayretlerine dayandığı da ifade edilir.

      Hünkâr Hacı Bektâş Veli, marifet ehlinin hâllerini anlatırken ârifleri suya benzetmiş ve onların hem arı hem de arıtıcı olduklarını ifade etmiştir. Bu benzetme, âriflerin yalnızca kendilerinin temiz olması değil, aynı zamanda başkalarını da temizleyici bir nitelik taşımaları gerektiğini gösterir; zira kendini arındırmayanın başkasını arındıramayacağı vurgulanır. Kin, nefret, haset, cimrilik, tamahkârlık, öfke, gıybet, kahkaha ve maskaralık gibi fiillerin şeytana ait olduğu; bu özellikleri taşıyanların da şeytanın fiillerini taşıdığı belirtilir. Bu tür olumsuz niteliklerle kirlenen bir kişinin, dıştan arınma ile gerçek temizliğe ulaşamayacağı ifade edilir. Nitekim bu kötü huylardan herhangi birinin bile kişide bulunması, onun şeytanî etkiler taşıdığı şeklinde değerlendirilir. Ârifin aslı su olduğundan, onun özünde kötülük barınmayacağı kabul edilir. Hünkâr Hacı Bektâş Veli ayrıca suyun aslının “yeşil mücevher” olduğunu, bu mücevherin de Allah’ın kudretinden geldiğini belirtir. Bu sebeple âriflerin Allah tarafından sevildiği ifade edilir. Ârifler, dünya ve ahiret menfaatlerini gözetmeksizin yalnızca Allah’ı ister, O’nu sever ve O’nun sevgisine mazhar olurlar. Onların ibadeti tefekkürdür; dünya ve ahiret bağlarından sıyrılarak Hak’ka yönelirler. İçlerinde buldukları hakikatleri ise bütün varlığa aktarmaya çalışırlar.

      Hakikat ehlinin muhibler olduğu ve asıllarının topraktan geldiği belirtilir. Toprak, rızaya teslimiyetin sembolüdür. Bu sebeple muhibler, mertebe bakımından insanların en olgun ve en yüce olanları arasında kabul edilir. Teslimiyet, tevazu ve rıza sahibi olarak benliklerini ortadan kaldırmış ve Allah’a kavuşmuşlardır. Böylece Allah’a âşık veli kullar zümresine dâhil olmuşlardır. Muhibler; dua, seyir ve müşahade hâlinde olarak Hak’ka ulaşmayı arzularlar. Onların temel gayesi, Allah’ı bulmak ve O’nda fânî olmaktır. Muhiblere “Yüce Allah’ı nasıl buldunuz?” diye sorulduğunda, “Allah’ı kendimizde bildik, kendi özümüzü de Allah’tan bildik” şeklinde cevap verirler. Bu anlayışlarını ise “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözüyle temellendirirler.

      Hz. Muhammed, “Her kimin ibadeti yok ise yaptığı hiçbir hayır kabul olmaz” buyurur. En büyük ibadetin ise ihlas ile “Ya Rabbi” diyebilmek olduğu ifade edilir. Allah’tan nasibi olan kimse, gece gündüz O’nu anmakla meşgul olur; böylece bütün zahmetlerden kurtularak huzura erişir.
Hünkâr Hacı Bektâş Veli’ye göre insan-ı kâmil mertebesine ulaşmak için “Dört Kapı Kırk Makam”ı tek tek geçmek gerekir; aksi takdirde Hakikate, yani Allah’a kavuşmak mümkün değildir.
Nitekim Makâlât’ında dervişin Hakk’a ulaşabilmesi için yapması gerekenleri “Dört Kapı Kırk Makam” çerçevesinde ele almış; “Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat” kapıları ile bunların her birine ait onar makamı ayet ve hadislere dayanarak açıklamıştır.

4 KAPI 40 MAKAM

1 Şeriat Kapısı ve Makamlar

1-İnanmak

2-İlim öğrenmek

3-Namaz, zekât, oruç, hacca gitmek, Allah yolunda savaşmaktan kaçınmamak, cünüplükten temizlenmek

4-Helal kazanmak, ribayı faizi haram bilmek

5-Nikâh yapmak

6-Özel durumlarda cinsel ilişkiyi haram bilmek

7-peygamber efendimizi sevmek ve onun yolunda gitmek

8-şefkatli olmak

9-temiz pak olmak, temiz giymek, temiz yemek

10- iyiliği emredip kötülükten men etmek

2. Tarikat Kapısı ve Makamlar

1. Tövbe etmek

2. Mürşidin öğütlerine uymak

3. Saç tıraş etmek tarikata  uygun giyinmek

4. Allah yolunda savaşmak

5. Hizmet etmek  

6. Korku

7. Ümitsizliğe düşmemek

8.Hırka, zenbil, makas, seccade, taşımak. İbret almak hidayet üzere yaşamak

9. Nasihat ve muhabbet sahibi olmak

10. Özünü fakir görmek aşk, şevk ve fakirlik

3. Marifet Kapısı ve Makamlar:

1. Edepli olmak

2. Korku

3. Perhizkârlık

4. Sabır ve kanaat

5. Utanmak

6. Cömertlik

7. İlim

8. Miskinlik

9. Marifet

10. Ariflik (kendini bilmek)

4.Hakikat Kapısı ve Makamları:

1. Alçak gönüllü/Turab olmak toprak olmak

2. Kimsenin ayıbını görmemek

3. Yapabileceği hiç bir iyiliği esirgememek

4. Allah'ın her yarattığını sevmek ve güven vermek

5. Mülkün sahibi Allah’ın huzurunda eğilip itibar bulmaktır çünkü vahdet evindedir

6. Sohbet ve hakikat sırlarını söylemek

7.  Öze ermek/seyru suluğunu tamamlamak

8-sır sahibi olmak, sır saklamak.

9. Allaha yakarış

10. Allah'ın varlığına ulaşmak hakkı hakta görme

      Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Makâlât’ın bu bölümünde şeytanın hâllerini açıklamaktadır. Ona göre gönülde iki sultan vardır: biri rahmânî, diğeri şeytânîdir. İnsan içinde bu iki yön sürekli bir mücadele hâlindedir. Rahmânî cephenin sultanı akıl; sahibi iman, kumandanları ise ilim, cömertlik, hayâ, sabır, günahlardan sakınma (perhizkârlık), Allah korkusu ve edeptir. Bu olumlu hasletlerin her birinin sayısız askerleri bulunduğu ifade edilir.

Gönüldeki ikinci sultan ise İblis’tir. Onun vekili nefis olup, yardımcıları kibir, haset, cimrilik, açgözlülük, öfke, gıybet, kahkaha ve alay etmektir. Bu kötü huylardan oluşan ordunun, kalbin sol tarafında bulunduğu ve rahmânî kuvvetlerle sürekli çatışma hâlinde olduğu belirtilir.

Bu bölümde ayrıca şeytânî duyguların nasıl yenileceği de açıklanır. Haset, cimrilik ve açgözlülük dünya sevgisinin terk edilmesiyle; öfke, gıybet, kahkaha ve alay ise perhizkârlık ve sabırla ortadan kalkar ve hayra yönelir. Kibrin kaynağının şeytan, alçak gönüllülüğün ise Rahmân olduğu vurgulanır. Bu bağlamda kibir geldiğinde alçak gönüllülükle, haset geldiğinde ilimle, cimrilik geldiğinde ise cömertlikle karşılık verilmesi gerektiği ifade edilir.

       Edep dileyen korkuyu, korku dileyen perhizkârlığı, perhizkârlık dileyen sabrı, sabır dileyen hayâyı, hayâ dileyen cömertliği, cömertlik dileyen miskinliği, miskinlik dileyen ilmi, ilim dileyen marifeti, marifet dileyen canı, can dileyen aklı, akıl dileyen ise Allah’ı sever.

Buna karşılık maskaralık dileyen gülmeyi, gülmeyi dileyen gıybeti, gıybet dileyen öfkeyi, öfke dileyen açgözlülüğü, açgözlülük dileyen cimriliği, cimrilik dileyen hasedi, haset dileyen kibri, kibir dileyen nefsi, nefis dileyen hevâyı, heva dileyen iblisi sever. İblisi seven ise Allah’ı sevmez.

 

       Hünkâr Hacı Bektâş Veli, Rahmânî cephenin on iki fiilinden birinin eksik olması hâlinde kişinin iman sahibi olamayacağını ve Allah’ın cemalini görmekten mahrum kalacağını ifade etmektedir. Şeytânî cephenin fiilleri ise şeytanın vekilleri olarak görülür; bunlar marifetin ve imanın düşmanıdır. Şeytânî fiillerin yerine Rahmânî fiil ve davranışlar yerleşmedikçe Allah’a ulaşmanın mümkün olmadığı belirtilmiştir.

Bir kimse Rahmân ile şeytan arasındaki farkı idrak ederse, kendini de tanımış olur. Aşk ise kişiyi Allah’a yönelten bir çağrıdır; bu konuda ne kadar nasibi varsa, kişi o ölçüde manevi yolculuğunda ilerleyebilir.

        Hacı Bektâş Veli, kişinin nazarını iç âlemine çevirerek kendini tanımaya çalışmasını ısrarla telkin eder. Kendini tanımayanın Allah’ı da tanıyamayacağını belirtir. Çünkü Allah, insana can damarından daha yakındır.

Bu konuya büyük önem verdiği için eserinin bir bölümünde insan vücudu üzerinde durur ve beden ile dış dünya ve kâinat arasında sayısız benzerliklere işaret eder.

    Hünkâr Hacı Bektâş Veli’ye göre marifetin beş aşaması vardır: ilham, anlayış, aşk, şevk ve muhabbet. Canın marifet ile dirildiği özellikle vurgulanır. Marifet sahibi canın “erenlerin canı”, marifetten yoksun canın ise “hayvanî can” olduğu düşüncesi ifade edilerek marifet ehli övülür. Gönülleri karışık olanların kibirli ve inatçı olduğu tespit edilir. Ahireti isteyenlerin korku ve ümit ehli olduğu, Mevla’yı isteyenlerin ise müşahede topluluğuna ait olduğu belirtilir.

 

       Bu itibarla Hacı Bektâş Veli ve eserleri, Türk kültür tarihi açısından oldukça önemlidir. Zira Hacı Bektâş Veli, yaşadığı XIII. yüzyıldan günümüze kadar şahsiyeti, fikirleri ve bu fikirlerin işlendiği eserleriyle Türk insanının gönlünde yer edinmiştir. Yüzyıllar boyunca süregelen kültür tarihi içinde, düşünceleriyle inanç dünyamızı etkilemiş ve varlığını sürekli hissettirmiştir.

       Alevî-Bektaşî tasavvufunda ilkesel olarak benimsenen ve uygulanan ahlâk kurallarının temel amacı, insan-ı kâmil yetiştirmektir. Bu manevî gayenin en önemli merkezlerinden biri de şüphesiz Hz. Pîr’in dergâhıdır.

Hünkâr’ın eserlerinin genel teması, ahlâk kitabı niteliği taşır. Eserlerin hemen her bölümünde insana dünyada ve ahirette mutluluğa ulaşmanın yolları gösterilir.

Hacı Bektâş Velî Hazretleri, yetiştirdiği ve Anadolu ile Balkanlara gönderdiği halifeleri ve dervişleri aracılığıyla bu önemini tarihsel süreç içerisinde defalarca ortaya koymuştur.

 

 

KAYNAKLAR

Coşan, M. E. (1986). Hacı Bektâş Velî Makâlât. Ankara: Seha Neşriyat.Gölpınarlı, A. (1958). Menakıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî. “Velayet-name”. İstanbul.

M.Esad Coşan a.g.e.XLIII-XLVI, Makâlât syf 21

Menakıb-ı Hacı Bektâşı Veli s.62 makâlât s.22

M.Esad Coşan,a.g.e,s XLVI-LI. makalat s.21

Künhü'l-Ahbar,İstanbul 1285,V,52. Makâlât s13

El-Vasıti Tiryakul Muhibbin.1305.s47 Makâlât 13

EşŞeaiku'n Nu'maniyye Beyrut 1390/1975.s.16 Makâlât 13

Ariflerin Menkıbeleri I,411,413,539,540.makalat 14

M.Esad Coşan, Hacı Bektâş Velî Makâlât,Istanbul(1986) s.XXIV ve XXV.

Bektâş", Türk Ansiklopedisi, Ankara 1953,VI,32

Bkz."Bektâş",Türk Ansiklopedisi, VI, 33

M.Esad Coşan, a.g.e.sXXIX

Tiryâku'l Muhibbin,s.47 v.d Kasım Kufralı. Makâlât s.17

Esad Coşan,a.g.e,s XLIV s112-121 makâlât sahibi.23

M.Esad Coşan Hacı Bektâş Velî ve Makâlât sadeleştiren : Hüseyin Özbay,3. Baskı,Ankara 1996,makalat s25

Hacı Bektâş Velî ve Makâlât, Akçağ Yayınları s.163-273,makalat 25)

                                                                                           Şerife Koç
              
                                                                                            30.04.2026



 

 

Şerife KOÇ
Şerife KOÇ

Yazar/Araştırmacı

Yazarın Tüm Makaleleri